Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim!

Birkaç gündür görüşemiyoruz farkındayım ama telafi edecek kadar fazla içerikle geliyorum şimdi 🙂 Ve yine blog için bir şeylerle uğraşıyordum. Böyle küçük çaplı bir blog için fazla şey yaptığımı düşünenler olacaktır ama zevk alıyorum bu durumdan 🙂 O yüzden çap önemli değil önemli olan görsellik, rahatlık ve heves almak 😀

Bugün YKS sonuçlarının açıklandığı postları ile başladım güne. Sınava girdiğini bildiğim bazı arkadaşlarıma yazdım. Durum gerçekten rezalet. Ama bu rezaletin tek payı bizler değiliz. Yıllardır her öğrenci bunu savundu ve öğrenciliği biten veya hiç başlamamış her birey bunu mazeret saydı. Ama durum istisnalar hariç aslında hiç de böyle olmadı.

 

 

 

 

 

Şimdi hep beraber yıllardır konuşulan şeyleri tekrar konuşacağız. Ama konuşmuş olmak için konuşmayacağız bunları. Biz bir ülkenin vatandaşlarıyız. Doğduğumuz andan şuana kadar hep bu ülkenin vatandaşlarıydık. Bunu sen ben konuşunca kimse dikkate almıyorsa biz konuşuruz. Yine dikkate almayacaklarsa bizler çoğalır da konuşuruz. Biri bunu anlayana kadar ben her yıl bunu konuşurum. Konuşulsun diye de uğraşırım. Belki kendi kendime kürek sallarım belki de bir limana yanaşırım. Sonucu önemli değil.

YKS Nedir?

Açılım olarak bakarsak “Yükseköğretim Kurumları Sınavı” demek. Yani ortaöğretim düzeyindeki eğitim hayatını daha ileri taşımanı sağlayan bir sınav. Boş yapmak yerine özetle konuşursak üniversite sınavı. Bu sistem sadece üç ayrı oturumdan oluşan bir sınav sistemi.

TYT: Temel Yeterlilik Testi dedikleri bu sınav bizi 120 sorudan ve 4 daldan sorumlu tutuyor. Türkçe (40) – Sosyal (20) – Matematik (40) – Fen (20) şeklinde soru dağılımları ile 120 soru sunuyor ve buna karşılık 135 dakika veriyor. Yani 15 soru için 2 dakika hakkınız var. Veya su, kalem açma, silme, nefeslenme gibi durumlar için 15 dakikanız var demek. Şimdi 135 dakika elbet birçok insana göre yeterli bir süre. Fakat her soruyu 1 dakikada okunup anlanacak şekilde hazırlasalar bu durum böyle olurdu. Kitap okumakla, bol soru çözmekle kesin çözüme ulaşılmayan sorular hazırlanıyor. Türkçe dalında sorular resmen kendi dilimizi sorgulatıyor bizlere. Ama o kadar da zor değil düzey olarak. Adı üstünde temel. Bu, bir önceki YGS/LYS sistemindeki gibi sınav sınavı değil. İki vasfı var 1.si temel sınav puanıyla alan bölümlere (yetenek sınavı ile alan bölümler veya önlisans programları) yerleşmek ikincisi de yerleşme puanına %40 katkıda bulunmak. Yerleşme puanının %60lık dilimini kim temsil ediyor?

AYT: Bu arkadaş efsane bir şey işte bu arkadaş. Önünüzde bomba bırakır gibi bırakılan bir kitapçık ve bombanın içinde Türkçe (40) – Matematik II (40) – Sosyal Bilimler II (40) – Fen Bilimleri II (40) şeklinde 160 soru. Ama burda size bir iyi bir kötü haber! Soruların hepsinden sorumlu değilsiniz. Bölümünüze göre (sayısaldan örnek verecek olursak) Matematik ve Fen Bilimlerine ait toplam 80 soruyu çözmeniz yeterli. Bu 80 soru için 180 dakikalık ferah ferah bir zamana ihtiyacınız var. İşte bu sınav zaman mazereti kabul etmeyen bir sınav. Neden? ÇÜNKÜ ZOR ! Burada tamamen sorulan sorulara ve kendi beyninize küfür etmeye ayırdığınız başlı başına zaten bir 30 dakika mevcut. Çok ders çalışana illa ki kolay gelecektir ama bizim için zor. Ben 24 saatin 16sını ders başında geçirebilen tiplerden değilim ki! Ben sevdiğim işi yapmak için neden bu sınava tutulmak zorundayım onu da anlamış değilim.

İşte bu noktada zaten herkes fikir ayrılığına giriyor. Olması gereken eğitim sistemi meslek eğitimi üzerine olmalı bence. Yani matematik defterini sırf orantılı çizim yapabildiği için çizime harcayan gencin yeteneği neden yine matematikle belirlenmeli ki? Veya mimar olmak isteyen biri neden felsefe veya dil sorularını vermek zorunda? Matematiğine ve fiziğine lafımız yok da biyoloji kimya neden görmek zorunda? Bunda hemfikiriz belki çoğunuzla ama nasıl olacak? Bu sistemi nasıl yapabilirler? Bir genç lise dönemi boyunca hiç değilse bile her yıl en az bir kere karar değiştiriyor 😀 İşte sistemin bizim üzerimizdeki suçu burada. Bu kararsızlığın sebebi ne olacağımızı bilemeyişimizden geliyor.

“Doktor ol evladım, parası çok iyi” / “Devlete sırtını yasla gerisini boşver, memur ol.” / “Gelecek bilgisayarda bak bilgisayarla ilgili bir şeyler oku.” / “Öğretmen ol, atanamazsan özel okulda çalışırsın” / “Mühendis ol da kız versinler” / bla bla bla bla… Bir liselinin aklına ana babasından mahalledeki bakkalına kadar bu kadar insan bu yorumlarla geliyor. Neden mi geliyor? Ülkede başlı başına bazı bölümler dışında hiçbir meslek dalını adamdan saymayışımızdan geliyor. Çoğu aile çöpçü mü olacaksın başımıza diye iğrenç örnekler vermiştir. Ama bir temizlik personeliyle tanıştıklarında saygıda kusur etmiyor gibi davranmayı da bilmişlerdir. Sahte saygılar ve küçük görmeler yüzünden bu cümleler var. Öğretmene küçükken saygı duymayı zorla da olsa öğrendikleri için o mesleğe saygıları var. Ben bu yalan saygılar ve arka planda dönen küçümsemelerden tiksiniyorum. Sahte insanlarız hepimiz.

Bu, toplum sistemiydi. Yani asıl sistemin dayattığı şeyler değildi. Gelelim şimdi asıl sistemin bize dayattığı eğitime. Bundan bir zaman önceki üniversite sınavı sonuçlarından sonra bir genç ile röportaj yapılmıştı. Derece yaptığı için. Genç kardeşimiz gerçekten başarılıydı. Fakat konuşurken sen ben gibi 3-5 soruyu zor çözenler gibi cümle kuramıyordu. Çünkü o çocuk gelecekte “parlak görülen” bir meslek sahibi olsun diye gençliğini ve sosyalliğini verdi sisteme. Gerçekten başarılı oldu ama mutlu olabildi mi? İlerde kazanacağı parayla belki mutlu olur. Ama kendini ifade etme yeteneği elinden alınan bir genç istediği üniversitede de diğer kesim saydığımız tembellerle birlikte okuyacak. Diğerleri gezip dolaşırken kahkahalar atar ortamlar kurarken bu kardeşimiz kendi içine iyice kapanacak. Mutsuz gençlik yıllarından sonra neylesin dolu cüzdanlı orta yaş hallerini. Hiç faydası yok demiyorum ama eksik kalacak, bu kesin.

teselli etmekle uğraşmayın kimse tesellinizle ilgilenmiyor

Başarılı birilerini konuştuk. Peki ya başarısız bir sınav dönemi geçirenler? Ailesinin yüzüne bakmaya utananlar, soktukları laflara boyun eğenler, eğmezse tartışmaya girip huzuru kaçanlar, yıl boyunca tüm konu komşunun dedikodusundan nasiplenenler… Yaratıcı fikirleri olan ama matematik sorularını çözemediği için bunlara göğüs geren gençler. Başlık tam olarak onları kapsıyor. Bu başlık, “Susamam” adlı şarkıda geçen bir söz. Orda mezuniyet için kullanılıyor.

Ben mezun oldum, yarattığınız sistem yüzünden bi’ serseriyim. Ben mezun oldum, ya kasiyer olayım ya da sinemada sana yer göstereyim!

 

 

Sınav başarısız mı oldu? Yallah Burger King’e. Yürü sanayiye veya koş şantiyeye! O an zaten “sınavım böyle olduğu için harika hissediyorum” demeyen siz bir de zaten yapabileceğiniz bir şeyi ceza olarak dayatmalarına göz yumuyorsunuz. Bu da normalde belki zevkle yapacağınız şeylerden nefret etmeniz demek. Keşke ailelere entegre edebileceğimiz bir düşünce sistemi olsa ama maalesef yok. Yeni gelişen bizlerin nesli aile kurduğunda bunu başarabiliriz belki ama şuan için o kısıtlı zamanlara şahitlik etmiş insanlardan bunu beklemek biraz zor. Anlayışa genişlik diyen bir toplumdan bunu beklemek zor.

Bütün bu yazının amacı -ben girmedim ama- üniversite sınavına giren arkadaşlarım için “tüm suç sizin değil, bunu anlayın” yazısıydı. Evet birçoğunuz sabah akşam valorant oynadı, youtubeda günlerini harcadı twitchte her gece yayınları kaçırmadan takip etti netflixte sezon sezon dizi bitirdi falan ama sanki üniversitede halihazırda okuyanlar farklı şeyler mi yaptı? Hayır. Biz de bize girin dedikleri dersleri kenarda açıp sesini kapattık ve netflixe girdik, diğer saydıklarımı yaptık. Çoğumuz onu da yapmadı direkt sadece sınavlara girdi. Yani zaten şuan yaşadığımız dönemin bize dayattığı şey “daha fazla internet” değil mi? Kim buna ayak uydurmuyor ki? Canınızı sıkmayın bütün olumsuzluklara rağmen hepimizin önünde (düz düşünürsek) uzun yıllar var. Bunların biri ikisi gözden çıkarılabilir. Tekrar tekrar sınava girebilir veya eğitim hayatını gözden çıkarıp meslek hayatına atılabilirsiniz. Projeler geliştirebilirsiniz. Toplum size başarısız gözüyle baktıkça siz onları farklı başarılarınızla yerle bir edebilirsiniz. Her şey denemekte bitiyor. Kimse boğazınıza yapışmayacak böyle şeyler için 🙂

21 yaşında oldschool blogger :) aslında hakkımda söylenebilecek çok daha fazla şey olduğunu ben de biliyorum. zaten "ben kimim?" sayfası da bunun için yapılmadı mı? eksik olduğunu düşünüyorsan sen de yorum yaparak eklemeler yapabilirsin. filtrelemeyeceğime güvenebilirsin :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir