Masadaki Büyükler (ustalarım)

Eskiden alırdım elime bomboş bir defter başlardım yazmaya. Ne yazdığım belli miydi? Başlık olarak bakarsak belli diyebilirim. Web. Ama içinde neler olduğunu ben bile takip etmekte zorlanırdım. Öyle bir enerjim vardı ki sol kolum kopana kadar sadece yazı yazardım. Birkaç sayfa sadece aklımdaki içeriği yazar şablonunu çizerdim ardından proje fikirleri yazardım. Canım sıkıldıkça logo veya banner çiziktirir sonra başlık yazmaya koyulurdum. Yüzlerce içerik konusu yazıp dururdum.

Bahsettiğim zamanlar lise yıllarım. Lise yıllarım boyunca cilt cilt defter eskitmişimdir aklımdakileri dökmek için. Bunları yaparken sadece kafamın içinde dönen tilkiler yetmezdi tabii. O aralar blog yazmak gerçekten popülerdi. Bizi bir küme gibi düşünün. Dış dünyadan yorulanlar kümesi. Yorgunluğunu yazabilenler kümesi. Ve benim gibi genç her blogger büyüklerinin yolunu izleyerek çizerdi aklındakileri.

Şimdi de benim kalemime yön veren, yazdıklarıyla örnek olan büyüklerime ve hatta bir nevi ustalarıma ithafen bir yazı yazmak istedim. Onların adı da blogumda olsun istedim. Peki ben kimden ne öğrendim?

Tahsin Abi, daha blog yazmaya niyetlenirken sitesine ve “bedava” tasarımına denk geldiğim bir ustadır benim için. Aslında eğiticilikle uzaktan yakından bir alakası yoktur baksanız. Ama kaleminden çıkan her söz eğitebilir okumasını bilene 🙂 Kalemi biraz sokak jargonuna kaçar. Okurken bir arkadaşınızın mesajını okuyor gibi hissedersiniz. Size her şeyini yazdığını hissettirmeye çalışır ama aslında hiçbir şeyi tam olarak paylaşmaz. Hatta turşucuların elinden zor aldığı “tahsinbey.com” sitesinin ilk yıllarında blog yazamamak  gibi bir şey paylaşmıştı. İçindekileri dökememekten bahsetmişti. Aslında blog yazmak her şeyi yazarken yazdıklarından arta kalanları paylaşmaktır. Ondan en çok bunu öğrendim. Çünkü klavyenin başına geçtiğimde ne yazdığımı fark etmeden yazarım genelde. Zamanında bunun için benimle ufak tefek uğraştığı olmuştur. Şunu şunu şöyle yazma şöyle sorun olabilir veya şöyle karşına çıkabilir gibisinden. Yani yazdıklarımı bana batmadan nasıl kırpabileceğimi gösterdi diyebiliriz. Bloglarımda ve kararsızlıklarımda da oldukça fazla kez tahammül ettiği olmuştur bana 😀 Teşekkür ederim Tahsin Abi 🙂

Blog için verilebilecek bütün ödüllerin avcısı yazsam yeridir. Köklü bir kişisel blog arıyorsanız “kelimeler benim” bu piyasanın en iyi ve belki de tek örneğidir. 2008’den beri istikrarla yayın hayatına devam eden bir bloga sahip Sezer Abi. Kendisiyle Tahsin Abi ile olduğu kadar yakınlığımız yoktur belki. Yıllar öncesinden birkaç mesaj ve birkaç tavsiyeden ibarettir kişisel diyaloglarımız. Ama kendisi bilmese de aslında en az turşucu abim kadar örnek almışımdır kendisini. Bana kattığı en önemli şeylerden biri kendi ağzımla yazmamdır. İki ustanın da yaptığı ortak şeylerdendir bu. Tahsin Abi kendi ağzından konuşur ama yazarken sokak jargonunu daha sık kullanır. Sezer Abi ise normal bir diyalogda karşılaşabileceğimiz türden konuşur. Hatta kendisinin tanımlaması tam olarak “Karşılıklı oturup sohbet etsek ağzımdan çıkmayacak cümleyi kullanmıyorum yazılarımda” şeklinde. Ben de bunu her zaman uygulamaya çalıştım. Tabii ki her blogumda ısınana kadar üslupta posta dili kullandığım oluyor ama sonrasında açılıyorum 😀

Aslında benim eski kız arkadaşlarımdan bile küçük olsa da ben küçükken tanıştığımız için abim niteliğindedir yine de kendisi. Ve başladığım zamanlarda da benden büyük olmasının dışında daha tecrübeliydi de aynı zamanda. Kendisinden diğer örneklerime nazaran izleyerek değil sorarak nasiplendim diyebiliriz. Sürekli iletişim halinde kalmaya çalıştığım zamanlar olmuştu. En kötü ihtimalle yaptığım birkaç logo arasından karar vermek için bile olsa sık sık yardımlarını istedim. Aslında illa gözlem dersek bana sabırlı olmayı da öğretmiş olabilir 😀 Çünkü ergen bir bagese tahammül ediyordu bu zor zanaat. Tahsin Abiyle ikisi cennetlik sayemde 🙂

Böyle saysam birkaç isim daha elbet var. Usluer, AdamKarga, Timur Demir, Blog Gökhan Tekin vb… Eskiden beri yazan kim var kim yoksa hepsinden bir şeyler öğrenmişliğim vardır. Uzun uzun üzerine yazacak şey bulamıyorum sadece. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim, iyi ki yazıyorsunuz 🙂 

İşte böyle sağlam kalemlerin gölgesinde geliştirdim kalemimi. Öne çıkan resimdeki heykeltıraşları onlar, heykeli de ben gibi düşünebilirsiniz. Çünkü bazı konulara ithafen tam olarak öyleler. Umarım bir gün birileri de benden bu şekilde bahseder. Hadi görüşürüz bir sonraki yazıda, onu da gün içinde veya yarın gece paylaşmayı düşünüyorum. Kendinize dikkat edin 🙂

21 yaşında oldschool blogger :) aslında hakkımda söylenebilecek çok daha fazla şey olduğunu ben de biliyorum. zaten "ben kimim?" sayfası da bunun için yapılmadı mı? eksik olduğunu düşünüyorsan sen de yorum yaparak eklemeler yapabilirsin. filtrelemeyeceğime güvenebilirsin :)

4 Yorum

  1. Yalçın Güler Cevapla

    Eline emeğine yüreğine sağlık kardeşim. Yıllar sonra hakkımda böylesine güzel şeyler duymak beni çok onure etti. Birilerinin yüreğine dokunabilmek gerçekten çok zor birşey. Bunu başarabildiysem ne mutlu bana.

    Blog dünyasına yeniden hoş geldin 🙂

  2. tahsin Cevapla

    devri bitti gözüyle bakılmasına rağmen hala blog yazmaya çalışıp bir de bizi örnek görmelerin mutlu etti içten içe, eyvallah bages bey 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir