Çizdiğin Yoldan Gidebilecek Misin?

İçinden gelen ses uyandırır seni. Eline aldığın bir çantaya doldurursun ilk aklına gelenleri. Zaten o an pek de bir şeye ihtiyacın olmadığını düşünürsün. Eğer geri dönmeyi düşünmüyorsan yanına aldığın eşyaların çoğu sende anısı olan şeylerdir. Oluşturacağın yeni anılarınla eskileri kavuşturmak için bir yolculuktur bu aslında. Yüzleştirirsin hayatının her bir sahnesini.

Eğer o çantayı çoktan eline almışsan, gelecek daha ağır basmış demektir. “Gel geçmişim, gidiyoruz” dersin. Kapıyı çekip çıktığında, otobüs beklerken, sevdiğini hayal ederken, sarhoş adımlarının ritmine kapılmışken içinden tekrarlarsın “Gidiyorum, gerçekten gidiyorum; bu benim hikayem…” Bindiğin her vasıta sana keyif verir. Dinlediğin müziklerde bir cümlede kendini bulur fısıldarsın kendine “Bu benim şarkım olsun…” Gittiğin yerin güneşi başkadır; havası, suyu, toprağı… İnanamazsın evinden çıktığına, buralara kadar geldiğine. Aynı güneşe farklı bakabildiğine şaşırırsın. Bir rüzgar eser, ben mi değiştim diyecek kadar rahat hissedersin kendini. İnsanları izlemek artık yormaz seni. “Onların da hikayesi başka, onlar da gidiyor; gerçekten gidiyorlar…” dersin.

Vücudunda bir iştah belirir. Sadece yemeye değil; yaşamaya, nefes almaya, yürümeye, koşmaya, her şeye acıkırsın. Hele bir de önünde deniz varsa dalgaları seni içine çeker gözyaşların onlara imrenir, akar gider. Mutluluk  içinde bir yerde olsa da gecenin gelişiyle başkalarının sesleri yükselir: “Gitme, dön, bunu bize yapma.” “Bu benim hayatım desen de içinden, yok onlar susmaz, havayı bir sis kaplar, geldiğin yolu bulamayacağını sanırsın ama kalabalık sana o yolu gösterir. Bütün parmakları görmezlikten gelemezsin.

Birkaç gün daha şu denizi istiyorum, şu havayı, kalbimin sesini, en çok da onu. Tüm bunları yaşarken o da yanımdaydı. Gözleri, sesi, nefesi, kalp atışı yanımdaydı. Sığındığım tek limanı bulmuştum. Tam yanaştım derken duyduğum bu sesler yelkenlerimin beslendiği  rüzgarı bozuyor, ona giden yolları kapıyordu. Nasıl yani şimdi, bir daha görmeyeceğim dediğim odamı, masamı, köşedeki kaktüsümü tekrar mı görecektim? Anlaşılamaz derecede tutulmuştum ben hayalimin gözlerine, ona görüşürüz derken dudaklarım titremeyecek miydi?

Giderken bıraktıklarıma bir bakıyorum da… Dönüşümü bile beklemeyecek bir sürü dostum (!) var. Belki de bu yolculuk şunu kazandırdı bana: beni sevenleri, elimi tutanları tanımamı… Tüm bunları yaparken yarattıkları sisi dağıtmaya çalıştım. Siz de hayal edin. Bir elinizde aynı çanta, diğer elinizde onun eli. Tekrar o eli tutacağınızın umuduyla sisin içinde, çizdiğiniz yolda, fakat bu kez ters istikamette  ilerlemeye başlıyorsunuz. Çantanız bu kez daha ağır geliyor. Evren sanki kal der gibi sizi gözetliyor bir yandan. Ayrılık vakti yaklaştıkça kanınız çekiliyor. “Gidiyorum, gerçekten gidiyorum.” Sanki başa dönmüş gibi hissediyorsunuz. Ama kendinize bir bakın. Siz aynı siz değilsiniz. O zaman başa değil, sizin için farklı bir başlangıca dönmüşsünüz demektir. İkisi çok başka şeyler…

Kendi yolunuzu çizerken bir başlangıca bağlı kalamasanız da, aynı sona ulaşmak için farklı yollar olabilir. Bu sefer ağlayarak döndüğünüz o yol sona erdiğinde, çantanızı odanızın farklı bir köşesine bırakın. Kapıya biraz daha yakın olsun. Değiştiğinizin farkında olun. Değişmeyenleri kalbinizde saklayın. Çizdiğiniz yolun izini bilin. Gün gelir de dönmeniz gerekirse, ayaklarınızı sürüye sürüye gitmeniz gerekse de, dönüş yolunu hatırlayın.

Nasıl gitmem gerekiyorsa hayallerimden, bir gün tekrar dönebilirim ona biliyorum. Ben limanımı buldum nasıl olsa… Özlemimi kıyısına vurup, yanaşacağım yine; biliyorum. “Geleceğim, gerçekten geleceğim…”

Vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkürler…

21 yaşında oldschool blogger :) aslında hakkımda söylenebilecek çok daha fazla şey olduğunu ben de biliyorum. zaten "ben kimim?" sayfası da bunun için yapılmadı mı? eksik olduğunu düşünüyorsan sen de yorum yaparak eklemeler yapabilirsin. filtrelemeyeceğime güvenebilirsin :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir